
Tufan
Kutsal Kitap, Yaratılış, 6-9. bölümler
Adem ile Havva’nın birçok torunu oldu. Adem, Havva ve oğulları öldüğünde, yeryüzünde birçok insan vardı. O zamanlar insanlar uzun yaşıyorlardı, ileri yaşta bile güçlü ve sağlıklıydılar. Adem 930 yıl, Şit 912 yıl, Hanok’un oğlu Metuşelah ise toplam 969 yıl yaşadı. Hanok dışında bu insanlar hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Kutsal Kitap bize Hanok’un adil bir kişi olduğunu ve Tanrı’ya sevinçle hizmet ettiğini söyler. Hanok 365 yaşına geldiğinde, Tanrı onu yanına aldı. Bu durum Hanok’un ölüp gömüldüğü anlamına gelmez, Tanrı onu canlı bir şekilde göğe yükseltti. Oğlu Lemek’in ‘rahatlatma’ anlamına gelen Nuh adında bir oğlu oldu. Aile onda teselli bulduğundan kendisine bu adı verdi.
Nuh’un yaşadığı dönemde Şit’in çocukları Kayin’in torunları gibi davranmaya başladılar. Rab’bi unutup birçok kötü şey yaptılar. Onlar günah işlediklerini Tanrı’nın gördüğünü fark etmediler. Birbirlerine karşı kıskançlık ve nefret duyup kavga ediyorlardı. Çoğu kendi gücüne ve kudretine güveniyor, Tanrı hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorlardı. Kendi güçlerinin kaynağının Tanrı’dan geldiğini düşünemiyorlardı. O’nun mevsimleri yaratan, yağmuru, güneş ışığını ve rüzgârı yollayan ve meyvelerin, ekinlerin yetişmesini sağlayan olduğunu unuttular.
Tanrı artık insanların Yaratıcılarını ve birbirlerini sevmediğinden dolayı üzgündü. İnsanları yarattığına pişman olmuştu. Kötülüğü sona erdirmek için yeryüzündeki bütün yaşamı ortadan kaldırmaya karar verdi. Ama Nuh adil ve kusursuz biriydi. 500 yaşındayken Sam, Ham ve Yafet adında üç oğlu vardı.
Nuh kötü yoldan Rab’be dönmeleri için insanlara seslendi. Eğer yaşam tarzlarını değiştirmeyip Tanrı’ya dönmezlerse, Tanrı’nın dünyayı bir tufanla yok edeceği konusunda onları uyardı. Ama kimse Nuh’u dinlemedi.
Yaşam tarzlarını değiştirmek bir yana günah içinde debelendiler. Tanrı bu durumu gördüğünde, Nuh’a şöyle dedi: “Vakit geldi. Yeryüzüne büyük bir tufan getireceğim. İnsanlar günahkâr, bir tek seninle bir antlaşma yapacağım. Tufandan sadece senin ailen, yani sen, eşin, oğulların ve onların eşleri sağ kalacak. Kocaman bir gemi yap, adı Nuh’un Gemisi olacak. Dikkatle dinle ve dediğimi yap. Gemiyi incir ağacından yap, su geçirmez olsun diye içini ve dışını ziftle kapla. Geminin uzunluğu 300, genişliği 50, yüksekliği 30 arşın olmalı. Kapıyı geminin yan tarafına koy, üstüne de küçük bir pencere yerleştir. Gemi üç katlı olsun. Bütün kuşlar, hayvanlar ve her canlı türünden bir erkek ve dişiyi almak için büyük bir gemiye ihtiyacın var.”
Nuh ve oğulları hemen işe koyuldular. Bu uzun zaman sürdü. Yanlarından geçen insanlar, “Nuh ne yapıyor?” diye soruyorlardı. Nuh da gemi inşa ettiğini söylediğinde, gülüp geçiyorlardı.
Nuh’a şöyle dediler: “Bu koca gemiyi denize nasıl indireceksin?” Nuh şöyle cevap verdi: “Sular buraya kadar yükselecek, gemi yüzecek.” Onlar da, “Ne? Buraya kadar mı? Nuh, sen aklını kaçırmış olmalısın!” dediler.
Nuh ve ailesinin bütün bu alaylara dayanması kolay değildi. Ama Tanrı’ya güvenleri tamdı ve insanlara şöyle diyorlardı: “Tanrı yanlış yapan her kişiyi ortadan kaldırmak için tufan getirecek.”
Büyük gemi tamamlandığında, Tanrı Nuh’a şöyle dedi: “Buyurduğum gibi sen ve ailen gemiye binin ve hayvanları da yanınıza alın. Bir hafta içinde büyük bir tufan getiriyorum. Bütün yeryüzü sularla kaplanana kadar kırk gün yoğun yağmur yağacak.”
Nuh geminin kapısını açtı ve hayvanlar çifter çifter içine girdiler. Nuh ayrıca yanına yemek ve hayvanları beslemek için yiyecek, tohumlar, meyveler ve saman aldı. Nuh, eşi, üç oğlu ve oğullarının eşleri de gemiye bindi. Böylece gemide sekiz kişi oldu. Geminin kapısını Nuh değil, Tanrı kapadı. O zaman Nuh Tanrı ona emir verene kadar geminin kapısını açmaması gerektiğini anladı.
Sonra yağmurun başladığını duydular. İlk başta sadece çiseliyordu, ama sonra şiddetlendi. Saatlerce ve günlerce yoğun bir yağış oldu. Bir süre sonra suların çağlayarak aktığını duydular ve suların yükselip gemiye ulaştığını hissettiler. Sonunda sular gemiyi yükseltti ve gemi suyun üzerinde yüzmeye başladı.
Kırk gün yağmur yağdı. Gemideki sekiz kişiye bu bitmeyecek gibi geldi. Aniden bir şey insanların ve hayvanların kulaklarını dikmelerine sebep oldu. Bu neydi? Korkutucu bir sessizlik! Yağmur dinmişti! Gemi hâlâ dalgaların üzerinde alçalıp yükseliyordu. Yüksek dağlara kadar bütün yeryüzü tamamen suyla kaplanmıştı.
150 gün sonra Tanrı suları durulttu. Her şey bir anda oldu.
Birden bire gemi sallandı, bir şey çatırdadı ve gemi durdu. Tufanın başlamasından bu yana on yedinci ayın on yedinci günü gemi Ararat dağlarına oturdu. Geminin oturduğu dağ Ararat dağıydı. Nuh kırk gün daha bekledi, küçük pencereyi açtı ve kuzgunu dışarı gönderdi. Eşi, “Bunu neden yapıyorsun?” diye sordu. Nuh şöyle cevap verdi: “Eğer kuzgun geri dönerse, geminin dışında yaşayacak yeri olmadığını anlayacağım.” Kuzgun dönmedi ve herkes memnun oldu. Ama Nuh şöyle dedi: “Kuzgunlar çok seçici kuşlar değildir, uzun süre uçtuktan sonra bir kayanın köşesine konabilirler. Bu nedenle dışarıya bir güvercin yollayacağım.”
Güvercin uçtu ama çabucak geri döndü.
Nuh bundan şöyle bir sonuç çıkardı: “Daha sular çekilmemiş, bir hafta daha beklememiz gerek.”
Yedi gün daha geçti ve Nuh tekrar dışarı bir güvercin yolladı. Gemideki sekiz kişi güvercinin dönüp dönmeyeceğini merakla bekledi. Sonunda güvercin kanat çırparak gemiye döndü. Gagasında yeni kopmuş bir zeytin yaprağı vardı! Yedi gün sonra Nuh güvercini yolladığında, güvercin bir daha geri dönmedi.
Nuh bu şekilde suların yeryüzünden çekildiğini anladı. Artık Tanrı’nın onu gemiden çıkaracağı zamanı bekliyordu. Sonunda Tanrı şöyle dedi: “Sen, eşin, oğulların ve eşleri gemiden çıkın. Beraberinizdeki her hayvanı, kuşu ve sürüngeni de dışarı çıkarın.”
Böylece geminin büyük kapısını açma zamanı gelmişti.
Hayvanlar heyecanla dışarı çıktı. Hayvanlar gemiden çıktılar, kuşlar da dışarı uçtu. Nuh’un ailesi rahatladı. Mutluluklarına hakim olup birbirlerine sarılmamak için kendilerini zor tutuyorlardı. Nuh yeniden yeşil tepeleri ve otlakları gördü. Peki, yeryüzünün bütün günahkâr insanları neredeydi? Hiçbiri ortada yoktu.
Tufan Tanrı’ya hizmet etmek istemeyen ve büyük kötülük yapan insanlar için korkunç bir cezaydı.
Tufandan kurtulmuş olmakla Nuh, Tanrı’nın ona merhametinin ne kadar derin olduğunu anladı. Nuh taş bir sunak yaptı, birkaç kuş ve hayvanı alıp Tanrı’ya adadı. Adak Tanrı’yı memnun etti ve Tanrı içinden şöyle dedi: “İnsanlar yüzünden yeryüzünü bir daha lanetlemeyeceğim.” İnsanların günah işlemeyi bırakmayacağını bildiğinden, “Ekin ekmek, biçmek, sıcak, soğuk, yaz, kış, gece, gündüz hep var olacaktır” dedi.
Tanrı, Nuh ve oğullarını kutsayıp onlara dünyayı tekrar insanlarla doldurmalarını buyurdu. Tanrı onlarla bir antlaşma yaptı ve yeryüzündeki bütün hayvanlar, bütün insanlar onların yönetimi altına verildi. Tanrı insan ve hayvanların tufanla yok olmayacağını ve yeryüzünü ortadan kaldıran tufanın bir daha gerçekleşmeyeceğini vadetti. Tanrı insanlara hatırlatmak için bulutta gökkuşağı şeklinde bir işaret oluşturdu. Gökkuşağı her zaman yağmur dindiğinde güneş parlarken görünür. Tanrı Nuh’a şöyle dedi: “Bu, benimle yeryüzündeki hayat arasında kurmuş olduğum antlaşmanın bir işaretidir.”
Gökkuşağını her gördüğünüzde, ne anlama geldiğini unutmayın. Bu sadece gökyüzündeki güzel bir şey değil, aynı zamanda Tanrı’nın insanlara karşı özel ilgisinin bir işaretidir.
Sohbet için sorular
5 soruTanrı yeryüzüne neden tufan getirmeye karar verdi?
Nuh nasıl tufandan kurtuldu?
Yeryüzündeki insanlara fikirlerini değiştirmeleri ve günah işlemeyi bırakmaları için ne kadar süre verildi?
Yeryüzünün kuru olup olmadığını anlamak için Nuh hangi kuşları dışarı yolladı?
Tanrı Nuh’a ne vadetti?, gökkuşağı bize neyi hatırlatır?